BATILILAR ULUS-DEVLET PROJESİNİ M. KEMAL’A
“ILIMLI İSLAM PROJESİ”Nİ ERDOĞAN’NA VERDİLER
Batı’lılar ajanlarıyla yerli halkları aldatıp kandırarak 1919 yılın başlarında Anadolu’ya ulus-devlet projesini, İngiliz istihbaratının İstanbul’daki sorumlusu J. G. Bennett’e, “İngiliz kontrolü altında bir Türk ordusu kurmak istiyorum.”[1] diyen Mustafa Kemal’a verdiler.
Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş kitabında bu suçlu İttihatçıya İngilizlerin hangi koşullarda görev verdiğini şöyle anlatıyor:
Enver ve Talat Paşa ömrünü bitirmiş “hasta adam” Osmanlı İmparatorluğu’nu uygarlık güçlerin tarihsel projeleri çerçevesinde Almanya devleti yanında savaşa sokmuş, onlarca ulus-devlete bölünmesine sebep olacak şekilde batırmışlardı. ”Koskoca İmparatorluktan geriye kala kala Anadolu Kalmıştı. Onun (Mirasını da M. Kemal’a devredeceklerdi. A. R.) sahibinin kim olacağı ise henüz belli değildi. İstanbul’un işgali ve azınlıklar yüzünden Anadolu karmakarışıktı. İttihatçılar, Anadolu’da bir hareket planlamak ve harekete bir lider seçmek için Galata’daki Selânik Bankası şubesinde gizlice toplandılar. Rothschild’lerin ortağı olan Allatini ailesine ait Selânik Bankası, 1908 ve 1910’da Fransız, Avusturya ve Osmanlı Bankası’nın iştirakiyle iyice büyümüş ve bankanın merkezi Selânik’ten İstanbul’a taşınmıştı. İttihat ve Terakki Komitesi, Meşrutiyet’ten sonra da mühim kararları almak için çoğu zaman Selânik Bankası’nın bu şubesinde toplanırdı. Toplantıda Anadolu Hareketinin lideri olarak Mustafa Kemal seçildi.
Bundan haberleri olan İngilizler, ellerindeki tevkif edilecekler (suçlu İttihatçılar) listesinde adı üçüncü sırada yer alan Mustafa Kemal’i asayişi sağlamak üzere Anadolu’ya müfettiş olarak göndermesi için Sultan Vahidettin’i iknâ ettiler.”[2]
Yani O’na 24 Temmuz 1923’te Lozan’da devlet güvencesi vermeden dört yıl önce böyle söylemişti ve İngilizler ona Osmanlı’nın mirasını devretme karşılığında ondan halifenin kaldırılmasını, Musul-Kerkük’ün İngilizlerin mandası altındaki Irak’a bırakılmasını, Anadolu’yu Türkleştirme ve Kürt soykırımlarını yapmasını istemişlerdi. M. Kemal eliyle 15 yıl içinde bütün bunları pratiğe uyguladılar. O da tıpkı, Erdoğan’ının 4 Ağustos 2001’de AKP’yi kurup, Amerikanlıların eline verdikleri “Ilımlı İslam Projeleri’ni pratiğe uyguladıkları gibi; M. Kemal da 9 Eylül 1923’de CHP’yi kurarak Anadolu halklarını Rothschild Hanedanı ve İngiliz Kraliyet Ailesinin plan, proje ve Programları çerçevesinde katliam ve soykırımlarla yıllarca herkesi Türkleştirmeye çalıştı. Şimdi o ülkede herkes Türk’tür! Herkes Atatürk ile yatıp kalkıyor!
Aynı Batılılar, ‘Soğuk Savaş’ın yeşil kuşak projesinden sonra ulus-devlet paradigmasında değişiklik yapmak istediklerinde aynı oyunlarla halkları kandırıp aldatarak 1995’lerden sonra geliştirilen bu “Ilımlı İslam Projesini,” kendisine verilsin diye dört yıl önce İngiliz Kraliyet Ailesi’ne seslenerek, “Eğer benim emir komuta merkezim Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım. Niye? Çünkü bizim mücadelemiz sıradan bir mücadele değildir.” diyen R. T. Erdoğan’a verdiler. Nasıl bir tesadüftür ki hem M. Kemal, hem de Erdoğan son dört yüz yıldan beri dünya zenginlerin başkanlığını yapan İngiliz Kraliyet Ailesi’n iktidara getirmeden beş-altı yıl önce sesleniyorlar.
Erdoğan, altı yıl sonra iktidara geldiğinde gene kendisi, „Ben, Büyük Ortadoğu Projesinin ikinci eşbaşkanıyım.“ diye itirafta bulundu. Birinci Eş Başkan Bush, ikincisi kendisi.
10 Haziran 2005’de Amerika’da Anti-Defamation League (ADL) adlı kurum tarafından New York’ta Başbakan Erdoğan’a “Yahudi Cesaret Nişanı“ ödülü verilmiştir. ADL, Hitler rejimine de yardım eden bir kuruluştur. Bu ödül töreninde, 1995’te dile getirdiği gibi Erdoğan papaz elbisesi giymiştir. Ve “emir komuta merkezin” verdiği görevleri yapmaya devam etmiştir.
Profesör Erol Mütercimler, „Erdoğan’ın başbakan olacağını 1999 yılında öğrendim.“ diyor. Yani daha 2002 seçimleri yapılmadan önce Edirne’de katıldığı gizli bir toplantıda, ABD’nin Ankara büyük elçisinin yardımcısının katıldığı toplantıda duyduğunu söylüyor. 2002’de seçimler yapılmadan bir hafta önce, „Erdoğan muhtar bile olamaz“ diye manşet atan Hürriyet Gazetesi, o seçimleri hileyle kazandıktan sonra iktidarın yayın organı durumuna gelmiş ve onun propagandasını yapmaya başlamıştır.
Bütün bunlar Erdoğan’ın da, M. Kemal gibi planlı bir şekilde dış güçler tarafından iktidara getirildiğini göstermektedir.
Batılıların her dediğini hiç itiraz etmeden, yüksek okul diploması olmayan, ülke içinde hiçbir anayasaya, yasaya, kanunlara, mahkeme kararlarına uymayan, sadece neoliberal politikalarını ve Ortadoğu’nun yeniden dizaynı edilmesinde M. Kemal gibi seçtikleri tek diktatör adamdı. Böyle adamlar halklara verdikleri hiçbir sözü tutmazlar, maskeli Tanrıların emirlerini yerine getirmekle görevli olduklarını çok iyi bilirler. O artık M. Kemal gibi ülkenin tek sahibidir. O’nu M. Kemal gibi ölünceye kadar İzmir Suikast Girişi gibi darbe, darbe girişimleri, siyasi darbe girişleri, yolsuzluk operasyonları ile iktidarda tutmaya çalışacaklardı.
Her gün Atatürk ile yatıp kalkan devşirme Türkler, son yüzyılda yaptıkları onca soykırımlarla yüzleşmedikleri, kendi insanlıklarından yabancılaştıkları ve vicdanlarıyla hesaplaşmadıkları için bu kaderi kendilerine hazırlayan maskeli Tanrıların kararlarını değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. Çünkü Atatürk’ün yarattığı yalan dünyasında yaşayan devşirme Türklerin artık hiçbir hükmü yoktur. Kemalist aydınlar, ulusalcı TKP, ulusalcı Türk solu M. Kemal’in yaptığı katliamlar, soykırımlar ve siyasi cinayetlerle yüzleşmiş olsalardı, bugün bu haksızlıklar, adaletsizlikler başlarına gelmezdi. Erdoğan hepsini cezaevine koysa da, Kürtler dışında hiç kimse Atatürk’ün kurduğu faşist ulus-devletin baskılarına, katliamlarına karşı ayaklanmaz! Kuzu kuzu boyun eğmek zorunda kalacaklar!
“Seni başkan yaptırmayacağız” diyen ve Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş ve Partisine siyasi darbe yapıp, onunla birlikte Figen Yüksekdağ ve arkadaşlarını tutuklayıp cezaevine koymaları bu yüzdendi. Gene kendisini Erdoğan’ın karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan eden İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ya siyasi bir darbe yaparak tutuklayıp cezaevine koymalarının sebepleri buydu. CHP’nin İstanbul, İzmir, Adana belediyelerine “yolsuzluk operasyonları” yapmalı bu yüzdendi. Artık Türkiye’de ölü bir ceset haline gelen Atatürk’ün partisi CHP’nin erken seçim mitingleri, devletin öbür muhalif partileri Erdoğan’ın partisi AKP’nin iktidarda kaymasına yardımcı olacak şekilde ayarlanmıştır! Batı’nın Ilımlı İslam Projesi’ne” karşı çıkanlar devletin demir yumruğuyla karşılanacak. Kürt devşirmesi Kemal Kılıçdaroğlu –Erdoğan’ın iktidarda kalmasına yardım oluyordu- ve bunu çok iyi beceriyordu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in anlık çıkışları iyi görünse de, M. Kemal ve CHP’nin geçmişiyle yüzleşmediği için eski MHP’lilerle yürüttüğü Türkçülük mücadelesi sonuçsuz kalacaktır! Halkı sokağa dökmeye çalışan Özgür Özel biraz zorluk çıkardığı için siyasi operasyonlarla yola getirmeye çalışacaklar. Olmazsa siyasi bir darbe ile Kılıçdaroğlu gibi birisini tekrar CHP’nin başına getirerek M. Kemal’in partisini bitirecekler.
CHP’liler Erdoğan’ın Amerika ve İngilizler tarafından iktidara getirdiğini biliyorlar. Ama yalan dünyasında yaşadıkları için M. Kemal’in de aynı şekilde İngilizler tarafından iktidara getirildiğini bilmesine biliyorlar ama bilmezlikten geliyorlar. Ya da bilmiyorlar, anlamıyorlar. Bilmek de istemiyorlar. Batı kaynaklarını inceleyerek yazdığım yazılarımı anlayarak okuyun, İngiliz ajanı olan M. Kemal’in sizi nasıl uyuttuğunu anlamaya çalışın. Belki o zaman Batı’lıların ona yaptırdıkları soykırımlarla yüzleşirsiniz! Aklınız başınıza gelir. Erdoğan’a karşı çıktığınız, mücadele ettiğiniz kadar -bugün İngilizlerin Suriyelilere kahraman olarak gösterdikleri Katil Golani gibi- dış güçlerin size kahraman olarak gösterdikleri “İngiliz Kemal’a” karşı da çıksanız, mücadele etseniz işte o zaman bu ülkenin rejimi gerçek demokratik cumhuriyete dönüşür. Ülkeye demokrasi gelir, barış gelir, adalet gelir, huzur gelir ve yoksulluk ortadan kalkar…
Bir diktatöre karşı çıkarsanız, öbür diktatörü el üstünde tutarsanız bu olmaz işte!
ERDOĞAN NASIL İKTİDARA GETİRİLDİ?
AKP’nin kuruluş çalışmalarına katılan ve daha sonra Merkez Partisi Genel Başkanı olan Abdurrahim Karslı. Karslı’nın katıldığı +1 TV’ye verdiği röportajda, “Abdurrahman Dilipak’ın, AK Parti’nin bir proje olarak ABD, İngiltere ve İsrail tarafından kurulduğunu, kuruluşuna destek veren küresel güçlerin üç şeyi talep ettiğini’ söyledi. Dilipak, ‘AK Parti bir proje partisidir. Ben bunu çokta yazdım. Saklamaya da gerek yok’ dedi. ‘Ne projesi?’ diye sordular. ’Bir tarihte, 1990 yılların başından itibaren küresel güçler, emperyalist güçler; bunun içinde İngiltere, Amerika, İsrail’den heyetler gelip gitmeye başladı. Bizimle de görüştüler. Niye gelip gidiyorlardı? Dediler ki, ’biz bundan sonra Türkiye’de siyasal İslamcılarla birlikte çalışmak istiyoruz. Çünkü yükselen trend siyasal İslam’dır. Çünkü Erbakan Hoca ve ekibi gittikçe yükselen trende puanlar almaya başladılar. Biz sizinle çalışmak istiyoruz. Aramızda bir antlaşma yapalım.’ Erbakan hoca’ya bu antlaşmayı teklif etmişler, ama o kabul etmemiş.” diyordu.[3]
İngiltere, Amerika ve İsrail’den Türkiye gelip giden heyetler dedikleri bütün ulus-devletlere danışmanlık yapan 300’ler Komitesi’nin heyetleridir. Önce Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan ve partinin üst düzey kadrolarıyla görüşüyorlar. Bu toplantılara ılımlı İslam projesinde bize yardımcı ol diye İslamcı yazar-gazeteci Abdurrahman Dilipak ve Ali Bulaç da çağrılıyor.
Heyetlerin, Refah Partisi’nin üst düzey kadrolarıyla 1995’de yaptıkları son toplantıda sıralanan şartlardan bazıları kısaca şöyleydi:
“Biz bundan sonra Türkiye’de siyasal İslamcılarla birlikte çalışmak istiyoruz. Çünkü yükselen trend siyasal İslam’dır. Biz sizinle birlikte çalışmak istiyoruz. Aramızda bir antlaşma yapalım:
1.) Biz, sizi tek başına iktidara taşıyalım.
2.) Size iktidarda sıkıntı çıkaran ve engel olacak olan partileri opere edelim.
3.) Size gerekli finansal destekleri getirelim.
Sizden de istediğimiz şunlar:
1.) İsrail’in güvenliğini arttıracaksınız, önündeki (cihatçı intihar bomba tehdit A.R.) engelleri kaldıracaksınız.
2.) Büyük Ortadoğu Projesi’nin pratikteki uygulamasında, yani sınırların değişmesinde bize yardımcı olacaksınız.
3.) İslam’ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.”
Amerikalılar, ikna edebilselerdi söz konusu projeyi Erbakan’a uygulatmayı düşünüyorlardı. Fakat yüksek okul diploması olan ve İslam ideolojisine sahip olmasına rağmen, “ben bu katliamları neden kendi halkıma yapayım?” diye az biraz mantığına danışabilen Necmettin Erbakan, “Bu Siyonizmin projesidir. Ben bu projeyi kabul etmem!” deyip onların projelerini reddedince, bu “Ilımlı İslam projesi”ni aynı parti içinde çalışan Erdoğan ve Gül’e verdiler.
Berlin, 15.07.2025
Azad Ronî
[1]. Stanford Shaw, From Empire to Republic, The Turkish War of National Liberation, cild 1, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2000, sayfa 358, 359
[2]. Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2020, s.348
[3]. Kaynak: www. youtube.com/ Abdurrahman Dilipak ağzından kaçırdı, AKP bir ABD Projesidir. İkinci Kaynak: Merdan Yanardağ, Bir ABD Projesi olarak AKP, Operasyon Partisi, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul 2016


